26 Mayıs 2010 Çarşamba

hadise'li istiklal marşı

eveet.. hadise ablamız, istiklal marşı okumuş, aslında çok kötü söylemiş de benim takıldığım nokta bu değil aslında.. yeni bir tarza neden alışamıyoruz a lahana dolmalarım? illa höt höt marş gibi mi söylenmeli, elimizde tüfeklerle.. aşınız artık bunları, hadise değiştirerek okudu, şehitlerimizin kemikleri sızladı, al bayrağımızın kanı kurudu, peh... millet bayraklarını kıçına don yapmış biz bunu tartışıyoruz hala...

13 Mayıs 2010 Perşembe

POP

Geçenlerde power türk kanalına denk geldim hadi dedim pop piyasası ne alemde bir bakalım.. "Aşkkolik" diye bir kelime dolanıyor etrafta, her üç şarkıdan birinde var bu.. Bir de animasyonu ve çizgi filmi keşfetmiş türk popu gözlerimi yaşarttı resmen..

Neyse arabesk-fantezi müzik biraz şekil değiştirmiş aslında, şu sıralar Funda Arar ve Ferhat Göçer bu tür müziğin biraz daha modernini yapıyormuş gibi geldi, sonra şu yağmur altında klip çeken popüler rock gruplarından da tiksindim, daha yaratıcı olun be lahana dolmalarım, bıktık ama artık..

Emre Aydın, Yalın ve Pinhani hep aynı, evet ya çıkış parçalarıyla şu an yaptıkları müzikleri aynı, iki üç notanın yerlerini değiştiriyorlar sanki..
Adını bilmediğim bir sürü kadın dinledim, böyle Nil Karaibrahimgil gibi olmak isteyip de tam aynısı olmasın diye uğraşanlar var.. Kötü sözler üzerine iyi altyapı olduğu için 2 gün tutacak parçalar..
Emre Aydın, Manga ve Sıla'yı kategorize etmekte zorlandım açıkçası, hadi Emre ve Manga 13-16 yaş arası gençlik ateşi hitap biçimi olsun. Ama Sıla sen nesin, hayır tarzını anlayamadım ben senin, başta ne güzel çıkmıştın, sonra fantezi müzik gibi oldu sonra bir başka tarz, karar ver artık ekşili köftem ama kafamız karışmasın..

Peki o kadar müzik dinledim de kimi beğendim? Sertab Erener, Demir Demirkan, Teoman, Tarkan, Kenan Doğulu zirveyi hiç kaptırmayacak insanlar işte.. Burcu Güneş ve Rafet el Roman gibi sanatçılarımızın (!) da belirli bir hayran kitlesi var o yüzden bulaşmıyorum.

Atiye'yi de yakında eurovision'a sokarlar..

Murat Boz vardı yakışıklı hani, nerde o?

10 Mayıs 2010 Pazartesi

aa bu ne?



konserimize gel.
gel gel..

afiş tasarım: the oz ve captain blues

24 Nisan 2010 Cumartesi

sustum

depresyonlu bloglar görüyorum etrafta.. evet insan mutsuzken daha çok yazma ihtiyacı hissediyor da lahana dolmalarım, aslında karşıdaki kişi okumuyor pek, ya da okusa da zevk almıyor yahu. içim sıkılıyor, daralıyorum..



ee ben de yazıyorum bazen mutsuz mutsuz yazılar?

sustum.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Darbukacı Ceylan

Kadıköy'de, konservatuvarın hemen önünde çingene çiçekçiler var görmüşsünüzdür mutlaka, işte o çiçekçilerin küçük ve yetenekli çocuklarından biriyle tanıştım bugün. Darbukacı Ceylan.. Okula gidip gelirken görüyordum bu kızı, bazen önünde koca bir kalabalık, darbuka çalıp, şarkı söylüyor. Öyle güzel sesi var ve bunu öyle güzel kullanıyor ki, bir kaç defa ben de çalışma odasından pencereye fırladım onun için.. Ve nihayet bugün, tanıştım onunla. Önce yanıma geldi ve "bozuk paran var mı abla" diye sordu, elimi çantama daldırdım, ama yoktu gerçekten param, keşke olsaydı dedim.. Biraz muhabbet ettik Ceylan'la, bu arada olabilecek en güzel renkteydi gözleri, saçları dalga dalga, bakımsız ama, özenle tolanmış gibi gözüküyordu. Ayak üstü lafladık küçük hanımla, müzik okumak istiyormuş, konservatuvarı kazanıp, öğretmen olmak istiyormuş, heyecanlandı bunları söylerken, gözleri ışıldadı, "senin gibi olucam abla".. İşte o an gururlandım ben. Keyiflendim, Ceylan'ın yanaklarından makas alıp, eve geldim.. Hatta öyle gaza geldim ki, ders bile çalıştım, valla bak..

Öyle işte lahana dolmalarım, hadi öperim..

18 Nisan 2010 Pazar

müsamere kolu



eğer öğretmen çocuğuysanız, ilkokul ve lisede belirli gün ve haftaların demirbaşısınız demektir. nerde kompozisyon var, şiir var sen okursun. o yetmezmiş gibi andımızı da sen okursun, sonra yıl sonunda karnende bütün dersler pekiyi olur, kırmızı kurdele alırsın, komşulara karneyi gösterip hediye umarsın, onlar da vere vere evdeki dandik biblolardan birini verir... bu yetmezmiş gibi bir de müzik okumaya başladım. bu sefer evin de müsamere kolu benden soruldu. peki büyüdük üniversiteli olduk da ne değişti? şöyleki, tatilde eve misafir gelen öğretmenlerin (ki bu insanlar yıllar önce dersine giren kadınlar, teyze mi desem hocam mı desem stresi) odama doluşup, "hadi kızım bize bir şarkı çal" demeleri, üzerimdeki stresi düşünebiliyor musunuz? kırmamak için bir şarkı çalıyorum piyanoda, yok efendim yetmiyor. ordan annemiz atılıyor hemen, "kızım hem çal hem söyle" olabildiğince yapmacık gülümseyerek ki bunu özellikle daha yapmacık bir şekilde olmasına zorluyorum, şarkılar çalmaya başlıyorum haha ne mi, "the cure- love song, nirvana- smells like teen spirit, kurban- yalan" höhehhe böyle ortamlarda kendimi de eğlendirmenin yolunu buldum sonunda, zaten ne çalsam, ne söylesem, alkışlayacak ten rengi çoraplı bir hayran kitlem var.

sadet: işte bu anlattığm şey var ya bunu bile özledim ben, annem seni özledim, baba seni çok çok özledim...

17 Nisan 2010 Cumartesi

ödülsüz soru

ferzan özpetek'in yeni filmi "mine vaganti" güzel bir film, güzel güzel bir sürü yakışıklı italyan var zaten..

italyanca mı,
fransızca mı,
ispanyolca mı?