14 Kasım 2009 Cumartesi

Kafe

Titredim. Soğuktan değil, korkudan değil.. belki heyecan, belki aşk, belki de nefret.. yedi yıl sonra beni ilk öptüğü bu kafede karşılaştık. Tesadüf müydü bu? Yüzü hiç değişmemiş, belki biraz daha solgun, saçları da uzamış.., Kalbimin hızlı çarpışı, kaslarımın kasılması ve engel olamadığım şu anlamsız şaşırma ifadem.. kendimi toparlayamıyordum, geçici bir felç gibi.. bana doğru yürümeye başladı, titrediğimi belli etmemeye çalışsam bile masada oturan insanlar, ben her an bayılacakmışım gibi hazırlamışlardı kendilerini, yüzlerdeki endişe benim umutsuz bir vaka olduğumu söylüyordu. Toparlanmalıydım, beni böyle görmemeliydi.. yaklaştıkça kasıldım. Daha çok yaklaşıyordu.. Sarıldı.. başım döndü, kaslarım rahatladı, kollarım belini sıkıca sardı, beynim buna emir vermese de o kollar sarıldı, dudaklarım, gözlerimden boşalan tuzlu suyu hissederken. Hıçkırmaya başladı. Bağıra bağıra, deli gibi ağlıyordu. Anlamsızca bir şeyler söylüyordu. Kafedeki bütün insanların bize bakışını hissediyordum, gözlerimiz kapalı hıçkırsak bile, orada, öylece. Saçlarımı okşuyor, bir yandan da kokluyordu. Yüzüme baktı. Hala anlamsızca konuşan dudaklarını, susturmak istercesine öptüm. Konuşmasını istemiyordum, anlatmasını istemiyordum hiçbir şeyi, merak, içimi deli gibi kemirse bile. O dudakları nasıl özlemişim. Vücudumdaki bütün ateş, bütün enerji dudaklarımdaydı, bir şeyleri kanıtlamak istercesine.. Birden beynim bu dudakları ayırdı, nefret kanıma tekrar girdi, çok çabuk dağılıyordu vücudumda. Az önce kendime çektiğim vücudunu aynı hızla ittim. Ne olduğunu anlayamadım, o da anlamadı. Gitmeliydim. Bana yaşattığı o korkunç anı, gözümde daha fazla canlanmadan.. daha da şiddetli ağlayarak, az önce girdiğim o kapıdan çıktım. İlk öpüştüğümüz ve son öpüştüğümüz kafenin kapısı.. yürüdüm, kalabalığı görmeden, insanlara çarpa çarpa, adımı bağıran sesi duymadan, sarhoş gibi, deli gibi, yürüdüm..


not: uydurdum.

1 yorum:

The Oz dedi ki...

gerçek olaymış kafenin adını sorarak canlandırmamı tamamlayacaktım.